‘Kaliteli İnsan’ ın 33 özelliği;

1- Hayatının odağına “Gelecek hayalini” yerleştirmek
2- Gelecekten ne istediğini bilmek ve hedeflemek
3- Plan yapıp, aksiyon almak
4- Kendini ruhen ve bedenen sağlıklı tutabilmek
5- Edilgen olmaktan etken olmaya geçmek
6- Kendini nötr bir şekilde sorgulayabilmek
7- Olumlu düşünmek, olumlu sözler sarf etmek
8- Sorun değil çözüm üretmek
9- Etkili iletişim kurmak
10- Hedefe odaklanmış, spesifik ve net olmak
11- Beden dilini ve diksiyonu geliştirmek
12- Dinlemek, yerinde konuşmak
13- Gülümsemek, nazik olmak
14- İçten davranmak
15- Saygı duymak, paylaşmak
16- Sormak, yanıtlamak
17- Bakış açısını değiştirmek, kendini karşındakinin yerine koymak
18- Farklı bakabilmek
19- Olayları, insanları birbirine bağlamak
20- Uyumlu (easy going) olmak
21- İradeli, kararlı, sabırlı olmak
22- Kendinin, yapabileceklerinin, güçlü yönlerinin farkında olmak
23- Çok çalışmak
24- Okumak
25- Adil olmak
26- Kalp ile düşünerek, akıl ile hareket etmek
27- İyi niyetli olmak
28- Ruhsal farkındalık
29- Nitelikli çevre edinmek
30- Yaratıcılık, bazen delilik
31- Usta/Koç/Danışmanlardan/Tecrübeden/Hatalardan öğrenmek
32- Kendini güncellemek
33- Cesur, atılgan, coşkulu, enerjik olmak

Yalan Nasıl Anlaşılır

Bir kişinin size yalan söylediğini anlayabilir misiniz? Yalan söyleyen kişi ne tür davranışlarda bulunur?

  • Yalan söyleyen kişi göz temasında bulunmamaya çalışır, göz göze gelmemek için elinden geleni yapar.
  • Yalan söyleyen ya da bir gerçeği saklayan kişi, ellerini ve kollarını daha az kullanır.
  • Soru sorulduğunda elleri sımsıkı kapanıyor veya avuçları aşağı dönüktür.
  • Ellerini yüzüne ya da boynuna doğru götürüyor olabilir. Bunun haricinde bedeniyle pek temas kurmaz.
  • Verdigi cevap nedeniyle içinin rahat olduğunu göstermeye çalışan kişi belli belirsiz kaçamak bir şekilde omzunu silker.
  • El ve kol hareketleri ile soylediği sözler arasında zamanlama hatası vardır.
  • Şaşırmış, korkmuş ya da mutluymuş rolü yapıyorsa, yüzünde beliren ifade, ağız bölgesiyle sınırlı kalacaktır.
  • Genellikle yalan söyleyen kişinin sırtı dik pozisyonda değildir.
  • Kendisini itham eden insandan uzaklaşmak isteğiyle muhtemelen bakışlarını kapıya doğru çevirir.
  • Konuştuğu insanla ya çok az fiziksel temas kurar ya da hiç kurmaz.
  • İşaret parmağını ikna etmek istedigi kişiye yöneltmez.
  • Kendisini itham eden kişiyle arasına bir takım nesneler koyar.
  • Bilinçaltından sızan gerçek duygular, düşünceler ve niyetler dil sürçmesi şeklinde ortaya çıkar.
  • Karşısındaki kişi anlattığı hikayeye inanana kadar fazladan bilgi vermeye devam eder.
  • Sorulara asla doğrudan cevap vermez, dolaylı olarak ima eder.
  • Yalan söyleyen kişi, ‘ben, biz ve bizim’ gibi zamirleri ya çok az kullanır ya da hiç kullanmaz.
  • Kullandığı kelimeler açık ve net olmayabilir.
  • Sorulan soruya oranla aşırı bir tepki gösterir.
  • Bütün sorularınıza cevap verebilir ama kendisi size soru sormaz.
  • Konu değiştirildiğinde rahatlar ve gerginliği azalır.
  • Haksız yere suçlandığına sinirlenmez. ‘gerçegi söylemek gerekirse’, ‘dürüst olmak gerekirse’ ve ‘neden yalan söyleyeyim ki’ gibi cümleler kullanır.
  • Soruyu önceden düşünmüş ve cevabı hazırlamıştır.
  • Sorunuzu tekrar etmenizi ister ya da soruya soruyla karşılık verir.
  • Konuşmasına, ‘yanlış anlamanı istemem ama’ gibi bir cümleyle başlar.
  • İlginizi dağıtmak için şaka yapar ya da dalga geçer.
  • Daha ayrıntılı açıklama gerektiren konuları sıradan bir şeymiş gibi aktarır.

BEDEN DİLİNE GİRİŞ

Çoğu zaman iletişim denince akla gelen ilk şey konuşmaktır. Bu yüzden iletişimi konuşmanın belirlediğini düşünürüz. Fakat; işaret, bakış, gözyaşı, gülümseme, mimikler, giyinme alışkanlıkları gibi sözsüz iletişim, hatta sessizlik bile iletişim sözcüğü içine girmektedir.

İletişimin %55’ini oluşturan beden dili; mesajların jest, duruş biçimi, uzamsal ilişkiler (kişisel mesafe vb.) ile iletildiği sözel olmayan bir iletişim biçimidir. Beden dili yaşamın çok içindedir. Eğer bölgeleri öğrenir, hangi hareketin nasıl bir anlam içerdiğini çözerseniz, karşınızdakiyle ilgili bir çok ipucu yakalayacağınız gibi, kendi vücut dilinizi iyi kullanırsanız, üstünlüğünü ele geçirmede, liderliğinizi geliştirmede, etkinizi artırmaya önemli katkısı olacaktır.

Bir insana, çatık kaşlarla dik dik bakarak sert bir ses tonuyla “sizden çok hoşlandım” demekle, sıcak bir gülümsemeyle, gözlerinin içine bakarak ve hafifçe ona doğru eğilerek “sizden çok hoşlandım” demek arasında çok fark vardır. İkisinde de içerik aynıdır fakat beden dili çok farklıdır.

Kalıcı izlenimlerin % 90’ı ilk 30 saniye içinde edinilmektedir. İnsanlar karşılıklı olarak 6-7 metre uzaktayken dikkat edilen görünüş, giyim, duruş biçimi, vücudun nasıl tutulduğu, ilk göz teması, gülümseme;

3 metre uzaktayken dikkat edilen kaş hareketleri, gülümsemenin kalitesi, diğer yüz çizgileri;

1 metre uzaktayken dikkat edilen el sıkışmak üzere uzatılan el mesafesi, el sıkışmanın türü, dudak hareketleri, ten rengindeki değişmeler, gözbebeklerinin iriliği, kişisel alan gibi unsurların hepsi beden dilinin ta kendisidir.

Vücudumuz sürekli olarak kendi dili ile her somut olayda, her doğal harekette ve içinde yaşadığı çevreden algıladıklarına karşı sürekli konuşmaktadır. Elin çeneye dayanmasından, ellerin önde birbirine kenetlenmesine, ayakların kilitlenmesinden, bacak bacak üstüne atılmasına kadar, vücudumuz her hareketi ile çevresindekilere önemli mesajlar göndermektedir.

Bu kapsamda, beden dilinin öğrenilmesi ve bilinçli bir şekilde kullanılması insanların kendilerini daha iyi tanımalarına ve ilişkilerinde daha etkili olmalarına, diğer insanlara karşı anlayış ve hoşgörülerini geliştirmelerine yardımcı olur. Birbirlerinin dilini bilmeyen değişik milletten insanlar beden dillerini kullanarak anlaşabilir. Çünkü insanlar beden dilinden karşıdaki kişinin hareketlerini okuyabilir ve ona göre davranabilir. Bütün insanlar temel duygularını aynı yüz mimikleri ile gösterirler. Gülme, korkma, hoşa gitme, tiksinme, sinirlenme vb. gibi duyguları ifade eden yüz mimikleri bütün insanlarda aynıdır.

İnsan çoğu zaman farkında olmadan günlük beden dilini son derece etkili kullanır. Ancak bedenini, kelimeleri kontrol ettiği gibi kontrol edemez. Bedenimiz olaylara veya durumlara çok daha fazla kendiliğinden tepkiler verir. Gerçek duygu ve düşüncelerimizi kelimelerin arkasına gizlemek belki mümkündür ama, beden dilimizi gizlememiz çok kere mümkün değildir. Duygu ve düşüncelerin anlaşılmasında kelimeler değil, beden esastır.

BÖLGELER

Dışarıda yürürken bir bakarsınız serçeler yerde yiyecek aramaktadırlar. Uzaktan seyrettiğinizde kendi hallerinde toprağı gagalarlar. Sonra yaklaşmaya başlar ve belli bir yere kadar gidersiniz. Ondan sonra yaklaşmaya devam ederseniz kuşlar bir size bakarlar bir de yem ararlar. Sizin onlara doğru yaklaştığınızın farkına varmışlardır. İyice yaklaşınca kuşlar onların tehlikeli bölgelerine girdiğinizi hissederler ve uçarlar. Sizin onların yanına iyice yaklaşmanız onları tedirgin etmiş ve kaçırmıştır.

İnsanların da sanki vücudunun uzantısı gibi gözüken ve kendinin olarak benimsediği bir alan ve boşlukları vardır. Herkesin bîr evi, yatağı, masası, sandalyesi ve vücudunun etrafında tanımlanmış bir boşluktan oluşan bîr bölgesi vardır. Başkaları ile aramızda koruduğumuz uzaklık onlara karşı duygularımızla ilgilidir ve onlarla olan ilişkilerimiz hakkında bazı şeyler gösterir. Kişilerle aramızda olan bu uzaklığı ayarlayarak; onlara uzak ya da yakın durarak, birtakım mesajlar iletiriz. Sevdiğimiz insanlara yakın durmayı tercih ederken daha az sevdiklerimizle aramızda biraz daha fazla mesafe bulunmasına dikkat eder, hiç tanımadığımız insanlara ise daha da uzak dururuz. Bu uzaklığa egemenlik alanı denir. Egemenlik alanının (4) ana bölgesi vardır; mahrem (özel), kişisel, sosyal ve genel (ortak) .

Bu alanlar; öneminin farkında olanlar tarafından kontrol edilebilir bir iletişim öğesidir. Bu sebeple hem yüz yüze ikili ilişkilerde hem de geniş mekan içinde bir toplulukta kurulan ilişkilerde mesafeyi bilinçli olarak kullanmak büyük yarar sağlar.

1. MAHREM (ÖZEL) ALAN

Genel olarak mahrem alan elli santimetreye kadar olan uzaklığı kapsar. Mahrem alan sadece anne-babamız, sevgilimiz, eşimiz ya da bize çok yakın olan kişilerin girebildiği bölgedir. Ayrıca güreş, basketbol gibi yakın mücadele gerektiren sporlarda, sinema, asansör, kalabalık caddeler gibi kaçınılmaz durumlarda başkalarının girdiği bir bölgedir.

Bu alana başka biri girerse kalp daha hızlı atmaya ve stres yükselmeye başlar. İnsan kaçma isteği veya saldırganlık hissi duyar. Bu yüzden kalabalık süper marketlerde, sokaklarda herkesin yüzü asıktır. Kalabalık otobüslerde, metroda herkesin özel alanı rahatsız edildiğinden kolay kolay kimsenin yüzünün güldüğü görülmez. Asansörlerde de genelde aynı duygu yaşanır. Dışarıda sohbet ettiğimiz insanlarla beraber asansöre bindikten sonra kimseyle göz göze gelmeden geldiğimiz katları gösteren düğmeleri tek tek saymaya başlarız. Burada gizli iletişim kuralları işlemeye başlar ve herkes gözlerini sabit bir noktaya dikerek ineceği kata kadar oraya bakar.

Bu konu hakkında bilgi sahibi olan polisler özel alan işgalini kasten kullanır. Odada, etrafı açık bir alana konulan sandalyeye oturtulan sanık sorgulanırken, polis ya iskemlesini dizleri zanlının iskemlesine değecek kadar yaklaştırır üzerine doğru eğilir, ya da hep yandan yanaşarak özel alanını taciz edip dokunarak sorular sorar. Böylece psikolojik açıdan baskı altında kalan sanık suçunu daha kolay itiraf eder.

Özel alan ihlalini, yöneticiler astlarından gizlemekte oldukları bilgileri elde etmek için bilerek yapabilirler.

Bir pazarlamacı müşterilerine karşı kesinlikle özel alan ihlalinde bulunmamalıdır. Aksi takdirde müşteriye satış yapmaktan çok müşteriyi kaçırır.

Kamera karşısında da özel alanı rahatsız edilen kişiler tüm konsantrasyonlarını kaybeder ve rahat bir şekilde konuşamazlar. Bunun sonucunda bütün söyleyeceklerini unutabilir veya birbirine karıştırabilirler.

2. KİŞİSEL ALAN

Özel alanın bir dışında ki bölge (50-120 cm) kişisel alan diye geçer.

Îşyerinde, sosyal etkinliklerde, davetlerde birbirlerini tanıyan ve arkadaş olan kimseler birbirlerinden bu uzaklıkta dururlar.

Kendimizi yakın hissetmediğimiz insanların girmesine izin vereceğimiz en yakın alan kişisel alandır. Bu mesafenin aşılması bizde rahatsızlık yaratır ve geri çekilerek veya uzaklaşarak mesafemizi korumaya çalışırız.

3. SOSYAL ALAN

Bir yabancının bulunması gereken yer olan sosyal alan 120-360 cm arasıdır.

İş yerindeki arkadaşlarımızla, evimize gelen tamirci, doğramacı, postacı, kapıcı gibi çok iyi tanımadığımız kişilerle aramızda koruduğumuz mesafedir. Bu mesafe toplantılarda. davetlerde birbirlerini az tanıyanlar arasında da korunur.

İş hayatında sosyal alanın baş koruyucusu çalışma masasıdır. Çalışma masası, karşılıklı oturan iki kişi arasında otomatik olarak yaklaşık olarak iki metrelik bir mesafe sağlar. Bir konferans masasında, yemek masasında ya da bir mağazadaki tezgahta da aynı durum görülür.

Bir partiye davetli konuklar kendilerine İlk önce dairesel bir sosyal alan oluştururlar. Bu tür sosyal toplantılarda bireyler arasındaki uzaklığa bakılarak kimlerin daha önceden birbirlerini tanıdığı, kimlerin yeni tanıştığı anlaşılabilir.

4. GENEL ( ORTAK ) ALAN

Genellikle üç buçuk metrelik veya daha fazla bir uzaklığı kapsayan ortak alandır.

İlgi duymadığımız veya herhangi bir ilişki kurmaya çalışmadığımız yabancılara ayrılmıştır. Herhangi bir yerde asansör bekleyen ve kalabalık bir tren veya metro istasyonundaki insanlar bu alanı korumaya çalışırlar. Otobüs durağı, lobi, müze ve lokanta gibi yerlerde birbirlerine yabancı kişilerin genel alanı nasıl koruduğuna dikkat ederek genel alanın insanlar için ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

Boş bir sinema veya kütüphanede yanımızdaki koltuğa biri oturursa rahatsız oluruz ve yer değiştirme ihtiyacı duyarız. Eğer oturduğumuz sıra tamamen boş bir sıra ise sıranın diğer tarafına değil de bize doğru oturulursa rahatsız olur o durumdan kurtulmak isteriz.

Asansör, tren, otobüs ve sinemaların kalabalık olması insanların birbirlerinin mahrem bölgelerine girmesini kaçınılmaz kılar. Böyle durumlarda insanların bu müdahaleye tepkilerini incelemek bize bölgelerin önemini anlatabilir.

Ortak bir amaç için bir araya gelen bir grup veya protestocular bölgelerine müdahale edildiğinde bireylerle aynı şekilde davranmazlar. Kalabalığın yoğunluğu arttıkça her bir bireye daha az kişisel alan düşer ve kişiler daha fazla saldırganlaşır. Bu da kalabalığın büyüdükçe daha kızgın olmasının ve saldırganlaşmaya başlamasının nedenidir.

Polisin bu bilgiye sahip olması, kalabalığı dağıtarak kişilere daha fazla kişisel alan oluşmasını sağlar. Böylece kişileri sakinleştirerek olayların büyümesini önler.

VÜCUT HAREKETLERİ VE GÖVDENİN KULLANIMI

İnsan vücudunun duruş şekli ve kaslarından oluşan yapısı, karakter yapısıyla fonksiyonel bir uyum gösterir. Vücudunuz ne kadar canlı ise , dünya ile o kadar çok ilişkiniz var demektir. Bazı durumlarda veya yorgun olduğunuz zaman, bedeninizin bir bölümü hayatiyetini kaybettiyse, kendiliğinizden dünya ile pek alakalı olamazsınız . Sanki bu an dünya size karşı uzaklaşır. Yaşama istediğinizin fazla olduğu zaman ise etrafınızdaki dünya size daha parlak ve daha güzel görünür.

Bedeniniz, kim olduğunuzu ifade ettiği kadar, ne derece dünyada olduğunuzu da gösterir. Etrafımızdaki insanlar hasta veya yorgun olduğumuzu nasıl anlıyorlarsa, kendimizi geri plana çektiğimizi de anlarlar.

Yorgunluk zamanında omuz düşer, bakış donuklaşır, hareketler normalden daha yavaş olur, ses kısılır, saklamaya çalışsak bile vücut zoraki kasılmalarla kendini ele verir.

Duygular; içimizdeki hareketlerin dışa yansımasıdır. Öfke sırasında insan gerilime girer, diş ve kolların bulunduğu bedenin üst bölümü sıkılır. Öfkeli bir insanı kızarmış suratından, sıkılmış dudak ve yumruklarından anlarız. Sevgi ve yakınlık hisseden bir insan, yumuşak yüz hatları ile kendini gösterirken, gözlerinden bir sıcaklık fışkırır. Tasa ve kederde ise, sanki kişi eriyecekmiş ya da aniden çökecekmiş gibi bir durum hissedilir.

Ancak vücut bundan fazlasını da ortaya koyar. Bir insanın hayat görüşü ve dışa yansıttığı imajı; duruşuna, yürüyüşüne, jest ve hareketlerine yansır. Dik yürüyüşlü ve hükümran duruşlu bir insanı, sırtını eğmiş, omuzları düşmüş ve kafasını sürekli öne eğen bir kişiden ilk bakışta hemen ayırabiliriz. İkinci tipteki kişi sanki sırtındaki yüke razı olmuş bir görüntü çizer.

Beden dilimizin ifade merkezi, göğsümüzün odak noktası olarak kabul edilir. Göğsümüzün tam orta noktası merkezimizdir. Kendimiz ve çevremizdekiler hakkındaki fikirlerimizi, düşüncelerimizi açık bir şekilde ortaya koyan merkez; vücudumuzun önemli, güvenilir bir göstergesidir.

Bir insanın kişiliği ve o anki duygusal durumunu başka bir özelliğine bakmadan, sadece göğüs açıklığına bakarak anlayabiliriz. Gövdenin dengeli olması ve omuzların dengeli tutulması kendine güvenen bir insan görüntüsü ortaya çıkarır. Sağlıklı bir şekilde iletişim kuran insanlar merkezlerini ölçülü bir şekilde dünyaya açarlar. Kendine güvenmeyen, o an ki durumundan rahatsız olan insanların merkezi kapalı, omuzları düşük ve vücutları ön tarafa doğru eğiktir.

Ayakta durarak ve yüzümüzü dönerek iletişimde bulunduğumuz kişiye karşı açık bir merkez oluştururuz. Ceketimizi veya yeleğimizi düğmeleyerek, kollarımızı kavuşturarak, sandalyeye tersinden oturarak veya karşımızdaki kişiyle yüz yüze değil de omzumuzun üstünden konuşarak merkezimizi kapatırız.

Genelde açık bir merkez, karşıdaki kişiye karşı dostça ve olumlu bir tavrı belirtir. Kapalı bir merkez ise olumsuzdur. Birisiyle yüz yüze el sıkışmakla, yandan bakarak yapılan el sıkışma arasında çok fazla fark vardır. Yandan bakarak yapılan el sıkışma insandaki dostluk mesajını azaltır.

İnsanların bir toplantı esnasında merkezlerini nasıl kullandıklarına dikkat edin. İki rakip yönetici bitişik koltuklara düştüklerinde omuzları genellikle birbiriyle açı yapacak şekilde ayrı durur. Bacak bacak üstüne attıkları zaman üstteki bacak yandaki rakibin aksi yönüne dönük olur.

İnsanın temel beden duruşlarının ne anlamda geldiğini bilmesi , o kişinin hayatında bir çok değişiklik yapar. İnsanlar davrandıkları gibi hissederler. Yani birisi nasıl davranırsa kendini öyle hisseder. Hasta gibi davranan kişi kendisini hasta, korkak gibi davranan kişi kendisini korkak hisseder. Şarkıcılar ve konuşmacılar kötü duruşun sesi etkilendiğini belirler. Çünkü uygun nefes alıp vermeyi bozar ve alçak tonlar yaratır.

Hükümet, iş dünyası ve mesleki araştırmalar, işverenlerin duruşları ve sesleri ile güven yansıtan adayları tercih ettiğini göstermiştir. Kötü duruş alışkanlıkları çekici değildir, hassasiyeti ve yorgunluğu artırır. İyi duruş ise dayanma gücünü artırır ve vücudun tüm sistemlerinin sağlıklı işleyişine katkıda bulunur.

Askeri kuruluşlara katılan kadınlar ve erkekler kısa sürede dik durmanın istenildiğini anlarlar. Başınızı yukarıda tutamıyorsanız, üniformanızın içinde nasıl bir lider gibi gözükebilirsiniz?

GÖVDELERİN DURUŞ POZİSYONLARI

a-) Açık duruş

Birbirlerini dinlemeye istekli olan kimseler genellikle birbirlerine doksan derecelik açıyla dururlar.Bu duruş şeklinde kişiler birbirlerini dinlemeye istekli oldukları gibi bedenlerini bir üçgen oluşacak şekilde bir noktaya çevirirler.

b-) Kapalı Duruş

Birbirlerine yakın olan ve özel konuşan iki kişinin bedenlerinin oluşturduğu açı sıfır dereceye düşer. Karşılıklı konuşan iki kişinin konuştukları konu genelde özeldir ve üçüncü bir kişinin varlığı pek hoşlarına gitmez. Konuşanlardan biri erkek diğeri bayan ise bu onların arasında duygusal bir ilişki olduğunun göstergesidir.

Aradaki mesafe kişilerin samimiyetleri oranındadır. Kendisine doğrudan dönük olan bir erkeğin beden duruşundan rahatsız olan kadın, erkekle arasındaki beden açısını sıfır dereceye düşürmekten ve karşıdakinin mahrem bölgesine girmesinden kaçınır.

c-) Otururken Oluşan Vücut Duruşları

Yönetici ile astı arasında, oturarak yapılan görüşmelerde yöneticiye tavsiye edilen vücut duruşları vardır.Yöneticiler böyle görüşmelerde, hakimiyeti elinde tutabilmek için kollu bir döner koltukta oturmalı, astını ise kolları olmayan sabit ayaklı bir sandalyeye oturtmalıdır. Otururken yapılan açık üçgen duruş, görüşmenin havasını yumuşatır ve astın kendisini rahat hissetmesini sağlar.

BAŞ VE YÜZ İFADELERİ

I.Baş

Baş hareketleri; başın üstünden gelip çenenin altından çıkan bir dikey çizgi ve kulaklardan gelip burnun ortasından geçen bir yatay çizgi perspektifinde değerlendirilebilir.

Dikey çizgi insanın başkalarıyla olan ilişkilerinde kullanılan ve başın öne arkaya döndüğü çizgidir. Yatay çizgi ise; kişinin kendisiyle ilgili olan durumlarda kullanılan ve başın sağa-sola döndüğü çizgidir.

Benlik çizgisi olan dikey eksen üzerinde baş yukarı doğru döndürüldüğü zaman üstünlük gösterilmektedir. Bu eksen üzerinde eğer baş aşağı doğru bakıyorsa boyun eğme anlamına gelen uysallık, çekingenlik, gösterilmektedir.

Yatay eksen üzerinde başın birine dönük olması anlaşma, tersi durum olan başın başka bir tarafa dönük olması anlaşmazlık belirtir.

İnsanın başını kullanarak yaptığı jestlerin başında “evet ve hayır” anlamına gelen hareketler vardır. Çoğu kültürde başı aşağı yukarı sallama hareketi ise hayır anlamına gelmektedir. Ülkemizde de insanlar başını yukarıdan aşağı doğru sallayarak karşıdakine evet demektedirler. Başın sağa sola sallanma hareketi de hayır anlamına gelmektedir. Yapılan araştırmalarda doğuştan sağır, dilsiz ve kör olan kişilerin de onay için başı aşağı yukarı reddetmek içinde sağa sola salladıkları görülmüştür.

Ayrıca başımızla yapılan jestlerin karşımızdakini destekleme, cesaretlendirme veya karşımızdakini kırma, reddetme gibi fonksiyonları da vardır. Örnek olarak; karşılıklı konuşan iki kişiden dinleyici durumundaki kişinin başını hafif bir şekilde sallaması konuşan kişiyi rahatlatır, onun anlatmaya devam etmesini sağlar.

2. Yüz İfadeleri

Bir insanı gördüğümüz vakit dikkatle incelediğimiz ilk yer olan yüz; insan ve nesnelerin en dış bölümünü anlatır. Araştırmalara göre, insanların birbirleriyle ilk kez karşılaştıkları birkaç dakika içerisinde, yüzde 90 oranında daha çok görünüşe dayanan bir yargıya varılmaktadır. Burada görünüşün çoğu ise yüz ifadeleridir.

Yüz insanın görüntüsünü ve imajını dışa yansıtır. Böylece kişinin benliği kendini belirtir ve adeta parıldar, ben buradayım der. Yüzünün ifadesini kaybeden bir insan benlik zaafına uğramış demektir. Bu nedenle insanlar her zaman yüz ifadelerini korumaya ve dışarıya iyi bir yüz ifadesi vermeye çalışırlar.

Kişi kendini ifade ederken ve dışa karşı oluşan tepkisini gösterirken yüzün önemi çok fazladır. Parlayan yüz, gülen yüz, üzgün yüz, sorumluluk hisseden yüz, utanma belirten gibi, takındığımız yüz ifadeleri kendimizi o an nasıl hissettiğimiz hakkında bilgi verir.

Yapılan araştırmalarda, yüz ifadesinin îlgi (heyecan), neşe (eğlence), sürpriz (irkilme), öfke (kızgınlık), korku gibi temel duyguları gösterebildiği görülmüştür.

Korku, öfke, mutluluk vb gibi yüz ifadelerinin oluşmasını sağlayan yüz kasları bölgelerine göre üç grupta değerlendirilir.

Alın kasları, Ağız bölgesi kasları, Göz çevresi kasları

A-)Alın kasları

Alın: Duygusal durumları iyi bir şekilde gösteren alnın kırıştırılması, kaşların çatılması gibi diğer yüz özellikleri ile birlikte incelendiğinde şaşkınlık, derin düşünce, gerilim, endişe ve korku belirtir. Alnı geniş olan insanlar ciddi ve olgun, küçük olanlar ise genç gözükür.

Kaş: İnce, kalın, çatık ve keman gibi değişik tip olan kaşlar yüze yumuşaklık veya sertlik kazandırırlar. İnsanlar o an içinde bulundukları değişik duygusal durumları kaş hareketleri ile yansıtabilirler. İnsanlar, şaşkınlık ve korku esnasında kaşlarını yukarı kaldırır, kızgın anlarında ise aşağı indirirler.

B-)Ağız Bölgesi Kasları

Burun: Genellikle ilk izlenimlerde dikkat çeken organdır. İnsanlar korktuğu veya kızdığı zaman genellikle burun deliklerini açabildiği kadar açar ve burunlarından hızlı hızlı nefes almaya başlarlar.

Dudaklar: İnsanlar sinirlendikleri zamanlar dudaklarını ısırır, endişelenince yalar, somurttukları zaman kıvırır, üstünlük tasladıkları zaman büzerler. Dudakların ifade ettiği en güzel duygu ise gülümsemedir.

Çene: Îleri doğru itilen çene kararlılığı, gevşek ve titrek tutulan çene ise ağlama başlangıcını belirtir.

Ayrıca kişisel gücün bir işareti olan çene; kare ve köşeli ise gücü ifade eder. Yuvarlak olan çeneler ise sıcaklık ve açık kalpliliği yansıtır. Ancak, genelde çene kişilik bilgilerinin okunabildiği bir bölge değildir.

C-)Göz Çevresi Kasları

Göz KapakIarı: Göz kapaklarının sözsüz iletişimde kullanıldığı en önemli durum göz kırpmadır. Göz kırpma sıcaklık, samimiyet veya tamam anlamında kullanılabilir. İkiden fazla kişilerin bulunduğu bir ortamda da bu hareket gizlilik içerir.

Gözler: Başlı başına bir beden dili olan gözler, ayrı bir konu olarak incelenmiştir.

GÖZLER VE BAKIŞLAR

Gözler

Gözler duyguları dışarı vurdukları için, bedenin penceresi gibidirler. İnsanlar dış dünya ile ilişkilerinin çoğunu gözleri ile kurar. Bir insanın gözleri anlattıklarını tasdiklemiyorsa, karşıdaki o kişinin söylediklerine inanmaz.

Gözlerin iki esas işlevi vardır, sadece görme duyusu değil, aynı zamanda temas duyusu olarak ta görev yaparlar. İki kişinin gözleri buluştuğunda, sanki bedensel bir temas hissetmiş gibi olurlar. Temasın cinsi gözlerin bakışına bağlıdır. Bu yüze gelen bir darbe kadar sert veya sevgi kadar yumuşak olabilir.

Bakışlar ile bir kişinin içine bakılabilir, onun tüm ruh hali kavranabilir ya da onu görmezliğe gelebiliriz. Temas, gözle tetkikin bir uzantısıdır. Tetkik etmek sırasında, insan kendini gözleriyle ifade eder. Göz teması iki insan arasındaki en kuvvetli ve samîmi ilişki kurma türüdür. Erkek ve kadının gözleri birbiriyle buluştuğunda, heyecan iki kişinin alt kısımlarına, cinsel bölgelerine ulaşacak kadar kuvvetli olabilir. Bu olayı “ilk bakışta aşk” olarak tanımlayabiliriz.

Göz teması özellikle bebek ve anne arasındaki en önemli ilişki ve duygu aktarma faktörüdür. Bebek süt emerken anne ile göz temasına geçmek için devamlı olarak yukarı doğru bakar. Anne ona sevgi dolu yaklaşırsa, her ikisi de birbirlerini severler, böylece çocuk emniyet ve güven duyar. Emzirme olayı dışında anne çocuğun odasına her girişte çocuk onunla göz temasına girmeye çalışır ve annenin gözlerinden neşe ya da kızgınlık gibi duyguları okumaya çalışır. Anne çocuğa sıkça bakmazsa, bu durum onu önemsemediği anlamına gelir ve çocukta bir yalnızlık hissi doğurur. Anne ve babanın çocuğa her türlü bakışları onun duygu ve davranışlarını büyük ölçüde etkileyecektir. Çünkü bakışlar, kelimelerden çok daha etkilidirler. Anne çocuğa onu sevdiğini söylediğinde, bakışları soğuk ve mesafeli, sesi de tekdüze ve sert ise, çocuğa sevgi mesajı verilemez. Hatta çocuk bu duygunun tam tersini de hissedebilir.

Vücudun enerji süreçlerini doğrudan ve hemen yansıttıkları için, gözler ruhun aynası gibidirler. Kişi enerjik açıdan yüklü ise gözleri parlar, bu da sıhhat belirtisidir. Gözlerdeki ışık vücutta yanan ateşin yansımasıdır. İçindeki ateşe tutulmuş olan sevdalı bir kişide yanan gözlerden bahsedilir. Enerji seviyesi düştüğü zaman, gözler parlaklığını kaybeder, donuklaşır. Bazılarının gözlerinde yıldızlar vardır ama maalesef böyle durumlar azdır ve etrafımızda genelde üzüntü ve korku dolu gözler görürüz. Gözlerdeki bu enerji yükünün Ego’nun kuvvetini ifade ettiği teorisini desteklemektedir. Ego’su kuvvetli olan bir insan, diğerinin gözünün içine bakar. Kendinden emin olduğundan, bu, onun için kolay bir davranış biçimidir. Nasıl kî bakmak kendini ifade etmenin bir türü ise, başkalarının gözünün içine bakmak da kendini kabul ettirmek anlamına gelir. Göz teması sağlayıp sürdürme yeteneği özgüvenli görünmenizi sağlar; gözleri aşağı indirmek kişiyi itaatkar gösterir.

Bir kimsenin gözünün içine bakılması, o kişiye ilgi duyulduğunu gösterir. Yapılan konuşmalarda gözün karşıdakinin gözünden kaçırılması bir şey saklanıldığını ifade eder. Gözlerin içine uzun süre bakılması iletişim kurmak isteğinin belirtilmesidir.

Gözlerle iletişim kurmada en çok kullanılan gözbebekleridir. İnsan hoşlandığı bir şeye bakarken gözbebekleri büyür. Gözbebeğinin büyüklüğü, bakan kişinin baktığı şeye ilgi duyup duymadığını belirtir. Süpermarketlere yerleştirilen kameralar, müşterilerin hangi malların önünden geçerken gözbebeklerinin açıldığını filme alır. Bu teknik, reklamcıların ve satıcıların üzerinde önemle durdukları bulguların toplanmasına yol açmıştır. Psikologlar da değişik resimlere bakan kimselerin gözbebeğinin büyüklüğünü gizlice ölçmüşlerdir. Sonuçlar ilginçtir; bir kişinin gözbebeği, baktığı nesneye duyduğu ilgi oranında büyümektedir. Örneğin çıplak kadın resimlerine bakan erkeklerin gözbebekleri yüzde onsekiz, çıplak erkek resimlerine bakan kadınların ise, yüzde yirmi oranında büyümüştür. Aç insan yiyeceğe, susuz insan içeceğe baktığında, gözbebekleri açlığı ve susuzluğu oranında büyümüştür.

Bakışlar

Bakışlarla ilgili öğrendiğimiz ilk konu kimsenin yüzüne dik dik bakılmayacağıdır. Tanımadığımız veya samimi olmadığımız birisine uzun süre bakmayız. Karşıdaki kişi karşı cins ise uzun bakış ilgi anlamına, aynı cins ise meydan okuma, yan bakma anlamına gelir.

Kalabalıktaki göz temasının en kötü biçimi, kişiliğin önemsenmediği bakıştır. Burada sanki karşımızda kimse yokmuş gibi iyice gözünün içine bakılır.

Zayıf bakışlar; güçsüzlüğü veya amaçsızlığı, çok kısa ve kesik kesik bakışlarda kişinin samimi olmadığını gösterir.

Ayrıca bakışlar; yüzün bakılan bölgesine göre üçe ayrılır. Bunlar;

1. İş Bakışı

Yapılan görüşmelerde karşıdaki kişinin alın bölgesine bakılarak oluşan iş bakışı, konuşulan kişinin mesafeli durmasını belirtir.

Bir polis amirinin, emrindeki memurlarla yaptığı görüşmelerde onların alın bölgesine bakması memurların mesafeli davranmasını sağlar.

2. İletişim (Sosyal) Bakışı

Karşıdaki kişinin burun bölgesine bakılarak oluşan iletişim bakışı, arada bir samimiyetin olduğunu belirtir. İletişim bakışı adından da anlaşıldığı üzere iletişime açık, duygusal, rahatlatıcı olan bir bakış türüdür. Bir polisin şikayete gelen vatandaşa burun bölgesine bakarak konuşması vatandaşı rahatlatıp açık konuşmasını sağlayabilir.

3. Mahrem Bakışı

Birbirlerinden hoşlanan kadın ve erkeğin gözleri buluştuğunda, bakışları birbirlerinin mahrem bölgelerine kayabilir. Gözlerin faltaşı gibi açıldığı böyle bîr bakış flört bakışıdır.

ELLER

Eller, düşüncelerin ifadesinde en etkili ve duyarlı organlardır. Tüm işlerimizi, yaratıcılığımızı ellerimizle ifade ederiz. Yazı yazmak, resim çizmek, keman çalmak gibi birçok şeyi ellerimizle yaparız.

Karşımızdaki kişi hakkındaki güzel duygularımızı ufacık bir el temasıyla anlatabileceğimiz gibi, aynı kişiyi bir el hareketi île de soğutabiliriz. Elleri izlemek karsıdaki kişinin düşünceleri ile ilgili birçok ipucu verebilir. İnsanlar el hareketleri ile değişik şeyler anlatabilmektedir.

Ellerin Sözsüz İletişimi

1-) Ellerin Çatı Şeklinde Birleştirilmesi

Ben bunu biliyorum diyen ya da biliyor gözükmek isteyen kişilerin yaptıkları harekettir.

Öğretmen, profesör, müdür gibi üst kademedeki ve bilgili görünümündeki kişilerin kullandığı bu hareket karşıdaki kişinin daha tedbirli davranmasını sağlayacaktır. Yöneticiler astlarına emir verirken genelde bu jesti kullanırlar.

Çatı hareketi; yüksek çatı ve alçak çatı olarak iki şekilde yapılır. Yüksek çatı; kişinin kendi görüşlerini açıkladığı, alçak çatı ise karşıdaki kişinin dinlendiği durumlarda yapılır.

2-) Ellerin Kenetlenmesi

Kişinin can sıkıntısını, olumsuz bir yaklaşımını önlemeyi çalıştığını gösteren, hayal kırıklığını ifade eden bir harekettir.

Bir görüşme sırasında insan beynindeki olumsuzluğun ellere yansımasıdır. Kenetli ellerin hangi yükseklikte tutulduğu bize kişinin olumsuzluğunun ne derece olduğunu gösterir. Kişinin elleri yüz hizasında kenetliyse; ya konuşmacı kişiye dönmeli, ya da konuşmayı bitirmelidir.

3-) Ellerin Birbirine Sürtülmesi

Otoriteyi temsil eden polisin çok sık yaptığı, elleri arkada birleştirme hareketi; üstünlük, kendine güven ve meydan okuma hareketidir. Genelde halkın karsısına çıkan polislerin, öğrencilerin arasında dolaşan okul müdürünün, askerlerin karşısındaki subayların kullandığı bir harekettir.

Bu hareketi yapan kişi; karın, kalp ve göğüs gibi hassas yerlerini açığa çıkartarak, kendisine güven duyar. Ellerin arkada kavuşturulması insanın güven duygusunu artırdığı için, hastane gibi yerlere beklerken yapılması kişiyi rahatlatır.

4-) Ellerin arkada kavuşturulması

Yaşanan bir sıkıntının ve kendini kontrol etme ihtiyacının göstergesi olan bir elin diğer bilek veya kolu sıkıca tutması, sanki kişinin kendisini saldırganca bir tutumdan uzak tutmaya çalıştığını gösterir. Bir konuşma dinleyen öğrencilerin rahat pozisyondaki ellerinin, konuşmanın süresi arttıkça, kolu daha yukarıdan tutması buna bir örnek olabilir. Kişi ne kadar kızgın, sıkıntılı olursa el diğer kolu o kadar yukarıdan tutar.

5-) Ellerin Önde Birleştirilmesi

Boyun eğmişliğin, başa gelenleri kabul etmişliğin ifadesidir. Kişi bu şekildeki bir beden duruşuyla karşıdaki kişiye sözsüz olarak “abi sen ne dersen o olur” der. Vücudun küçülmesi, başın eğilmesi ve omuzların çökmesi bu hareketi destekler.

6-) Avuç İçinin Yukarı Bakması

Avuç sözsüz iletişimde iki türlü kullanılır. Avuç içinin yukarı bakmasıyla yapılan hareket isteme anlamında kullanılır. Açık duran bir el karşısındaki kişiye herhangi bir gizli ve saklısı olmadığını, iletişime açık olduğunu ifade eder. Yiyecek veya para dilenen bir dilencinin yaptığı hareket olduğundan avuç içi yukarıya bakan el karşıdaki kişi üzerinde herhangi bir otorite etkisi uyandırmayacaktır. Gerçeği söyleyen insanların avuçları açıktır

7-) Avuç İçinin Aşağı Bakması

Canlılığı gösteren elin tersi; saldırgan, düşmanca veya olumsuz olabilir. Avuç içinin aşağıya bakması, kişinin hassas tarafını dış dünyaya kapadığının işaretidir. Böyle kişiler iletişime kapalıdırlar.

Bu şekilde konuşmak otoriteyi güçlendirir. Köpek eğitiminde köpeğin yapması istenen şeyleri söylerken eğiticinin ellerini bu konuma getirmesi otoriteyi arttırır.

Dünyanın en etkili liderlerinden ve hatiplerinden biri olan Hitler Alman ulusunu “hayl hitler” şeklindeki nazi selamıyla etkisi altına alıp savaşa soktuğunda, nazi selamındaki el şekli avuç içi aşağıya bakar şeklindeki diktatör konumundaydı. Bu hareketiyle Hitler Alman ulusu üzerinde tam bir otorite oluşturdu.

Herhangi bir tartışmayı durdurmak, bastırmak isteyen bir başkan, bir arabayı otoriter bir şekilde yavaşlatmak isteyen bir trafik polisi, beraberindeki milletvekillerini otorite altına almak isteyen bir parti başkanı avuçları aşağı gelecek şekilde ellerini diktatör konumunda bastırarak konuşacaktır.

😎 İşaret Parmağı Ve Yumruk İle Yapılan Tehdit Hareketi

Elin sıkılarak işaret parmağının havaya kalkması konuşmanın otoriteli olmasını sağlar. Ayrıca işaret parmağıyla yapılan diğer bir harekette suçlama hareketidir. İnsan birisini suçladığı zaman işaret parmağı karşısındakini gösterirken diğer üç parmağı kendini gösterir.

Sıkılı bir yumruk gücün evrensel simgesidir. İş hayatında öfke, uyuşmazlık ve endişe anlamında kullanıldığı için yumruğun avuca veya masaya vurulduğu olur. Bu konu için her türlü mücadeleye hazırım anlamında da yumruk sıkılabilir.

Elin Yüzde Olduğu Durumlarda Sözsüz İletişim

İnsanlar gergin oldukları vakit kendi vücutlarının değişik bölgelerine dokunarak rahatlarlar. Kişi kendi bedenine temas ederken genelde bunun farkında olmamaktadır. Kendi kendine temas hem erkeklerde, hem de kadınlarda çok yapılır. Kadınlar bu teması genelde saçları okşamak, bedeni kolları ile sarmak şeklinde yaparken; erkekler ise bu işi elleri cebe sokmak ve ense bölgesini ellemek şeklinde yaparlar. Çeneye yaslanmak, ağza temas etmek hem erkekler hem de kadınlar tarafından yapılabilir. Ellerin yüzün değişik bölgelerine temas etmesi, kişiye ihtiyaç duyduğu güveni verir, kendisini biraz rahat hissetmesini sağlar.

Yüze temas etme hareketinin en çok yapıldığı olay yalan söylemektir. Yalan söylerken birçok eli yüze götürme hareketleri vardır.

Bunlar;

Birincisi; bir insan yalan söylerken beyin bu sözleri bastırmak için el ağzı kapatır. Bu hareket parmaklarla yapılabileceği gibi yumrukla da yapılabilir. Ağzın eliyle örtülmesi hareketi genelde sahte bir öksürük ile desteklenir. Daha çok çocukların yaptığı bir harekettir.

İkincisi; göz ovuşturma ya da göz kaçırma hareketidir. İnsanlar yalan söylerken genelde yere doğru bakarlar ve gözlerini ovuştururlar. Bir dinleyici grubu karşısındaki konuşmacı tavana veya cansız bir noktaya bakarak dinleyicilerin bakışlarından kaçmaya çalışır.

Üçüncüsü; burna dokunma hareketidir. Genelde işaret parmağının burunun alt ucuna birkaç kere sürtülmesi şeklinde olur. Bu hareket yalan söyleyen bir konuşmacının karşısındaki dinleyici tarafından da yapılabilir.

Dördüncüsü; işaret parmağının boynun yan tarafını kaşıma hareketidir. Karşıdaki konuşmacının söylediklerini doğru bulmama durumunda da bu hareket yapılabilir.

Beşincisi; boyunu rahatlatmak için yapılan yaka çekiştirme hareketidir. Kişi daha çok havaya ve alana ihtiyaç duyduğu, zor durumda kaldığı zaman gömleğinin yakasını çekiştirir.

Dinleme Anında Yapılan Hareketler

İyi bir konuşmacı dinleyicinin konu ile ilgisini bedenin üst bölümünün, ellerin ve başının kullanışına bakarak anlayabilir. Konuşmacı dinleyicilerin elinin çene ve yanaktaki durumuna göre konuşmayı uzatmalı veya kısa kesmelidir.

a-) İlgi Duyan Dinleyici

Bir elin kapalı olarak yanakta durduğu işaret parmağının yukarı baktığı durum dinleyicinin o konuya ilgi duyduğunu gösterir. Bu hareketi yapan dinleyici genelde bedenini önüne doğru eğerek bütün vücudu ile konuya dikkat kesilir. Bu hareket elin kafa desteği olarak kullanılmayıp yanakta durduğu zaman gerçek ilgi işaretidir.

b-) Canı Sıkılan Dinleyici

İlgi ifadesi gibi gözüküp de işaret parmağının dik olarak yanaktan yukarıya bakması ve başparmağın çeneyi desteklemesi dinleyicinin can sıkıntısı İçerisinde olduğunu ve uyuklamaya hazır olduğunu gösterir.

Bu hareketi farkeden konuşmacı hemen bu dinleyiciye bir soru yönelterek yeniden onu konuya ilgili duruma getirmelidir. Çünkü kişinin bu durumda uzun süre kalması onun can sıkıntısını arttırır. Dinleyicinin eliyle başını ne kadar desteklediğinden onun can sıkıntısının ne kadar olduğunu anlayabiliriz.

c) Eleştirici Dinleyici

Konuşmacının kendisi veya söyledikleri konusunda olumsuz düşüncelere sahip olan dinleyicinin işaret parmağı dik olarak yanağa uzanırsa avuç içi çeneye destek olur ve orta parmak da yatay olarak dudağın çevresinde olur. Bir konuşma sırasında konuşmacı konuşmasını kesip o şekilde duran dinleyicilerden birisine bir soru sorarsa diğer dinleyicilerin elleri de otomatik olarak düzelir.

d-) Karar Verme Sürecindeki Dinleyici

Dinleyicinin çene okşama hareketi onun bir karar verme aşamasında olduğunu gösterir. Çene okşama hareketinden sonraki jestleri incelemek kararın konuşmacı adına olumlu veya olumsuz olduğu hakkında bilgi verir.

Çene okşama hareketinden sonra kolları kavuşturma, geriye yaslanma gibi davranışlar yapılırsa dinleyicinin kararı olumsuzdur. Fakat çene okşama hareketinden sonra öne eğilme hareketi yapılırsa karar olumludur. Gözlük kullanan kişi karar verirken çene tutmak yerine gözlük çerçevesinin bir ucunu ağzına değdirebilir.

EL SIKIŞMA

Kişiliği ortaya koyma yollarının en başta gelen yollardan biri olan el sıkışma, yaratılan ilk izlenimin önemli bir bölümüdür. Bu yüzden elleri soğuk ve terli olanlar bu konuda pek şanslı değildirler. El sıkışmanın kuvveti ve kimin tarafından başlatıldığı da önemlidir. Genelde el sıkışma biçimlerinde üç mesaj hakimdir. Eşitlik, üstünlük ve boyun eğme.

Ellerin dik olarak ve avuçların birbirlerini bütünü ile kavraması ile oluşan hareket; güvenli ve dengeli bir el sıkışmadır. Böyle bir el sıkışma her iki insanında kendi varlığını karşıdakine hissettirmesini sağlar.

Üstünlük el sıkışma hareketinin avuç aşağı bakacak şekilde olduğu zaman gösterilir. Avucumuz karşıdakinin elini kavradığı zaman diğer kişinin avucuna göre aşağıya bakmalıdır. Eski insanların avuçlarının içini göstererek silahlı ve tehlikeli olmadıklarını gösterdikleri için avuç içini göstermek teslimiyet anlamına gelir. Bu yüzden avuç içinin aşağıya doğru bakılarak yapılan el sıkışma hareketi karşıdaki kişiye egemenliği kabul ettirmek anlamına gelir.

El sıkışma tekniğini bilen insanlar el sıkışırken hep sol ayaklarını öne atarlar. Karşıdaki kişinin baskın bir el uzatması durumunda, eli tutarken sağ ayağı ileri doğru atıp daha yakına girerken aynı anda vücudu da hafif sola doğru döndürmek elleri eşit hale getirir. Ayrıca böyle bir durum karşıdaki kişinin mahrem alanına saldırı olduğundan kişi rahatsız olur.

El Sıkışma Şekilleri

1-) İki Elle Yapılan El Sıkışma: Karşıdaki kişiye samimiyet, güven gibi güzel duygular beslediğini göstermek için bazı insanlar uzatılın eli, iki eli ile birlikte kavrarlar. Özellikle politikacılar arasında yapılan bu el sıkışma şekli genelde birbirlerini tanıyan ve aralarında bir samimiyet olan kişiler arasında yapılır. Aynı zamanda el sıkışırken sol elle de karşıdaki kişinin kolunu veya omzunu tutmak arada ki samimiyeti gösterdiğinin bir ifadesidir.

2-) Mengene Tipi El Sıkışma: Karşıdaki kişinin parmaklarını ezerek yapılan el sıkışma şeklidir. Kişi sanki uzatılan eli çok sıkı bîr şekilde tutarak kendisine olan güvenini ve karşıdaki kişiye duyduğu samimiyeti göstereceğini zanneder. Fakat bu tür el sıkışma hareketi karşıdaki kişide daha çok olumsuz duygular yaratır.

3-) Parmak Ucuyla Yapılan El Sıkışma: Parmak ucu tutularak yapılan el sıkışmanın asıl amacı karşıdakini rahat edebileceği bir mesafede tutmaktır. Kendilerine güvenemeyen, varlıklarından memnun olmayan ve endişeli olan kişiler genelde karşıdakine sadece parmaklarının ucunu vererek el sıkışırlar.

4-) Ölü Balık Şeklindeki El Sıkışma:Karşıdaki kişinin sıkılan eli hissetmediği bir durumdur, iletişim kurma isteği olmayan kişilerin kullandığı bu el sıkışma şekli çoğu kişide rahatsızlık uyandırır. Bu tip el sıkışan kişilerin varlığıyla yokluğu pek fark edilmez.

SAVUNMA HAREKETLERİ

Bir insan herhangi bir durumda savunmaya geçmek için kol ve bacaklarını kullanır. Çeşitli şekillerdeki kol ve bacak engelleri ile kendini korumaya çalışır.

1-) Kol Kavuşturma Engeli

Çocukların herhangi bir tehdit anında masa, sandalye, koltuk gibi eşyaların arkasına saklanarak korunma İsteğinin ilerleyen yaşlarda ise kol engelleri ile yapılan şeklidir. Kendini tedirgin, olumsuz veya savunmada hissettiğinde, kendini tehdit altında gördüğünde kişinin büyük ihtimalle kollarını kavuşturarak savunmaya geçtiği görülür. İnsanlar kollarını çoğunlukla istenmeyen bir durumdan kaçınmak ve kendilerini korumak için kavuştururlar. Bu davranış en sık insanın kendisini yabancıların arasında güvensiz hissettiği asansörlerde, cafelerde, kuyruklarda, parti veya geniş sosyal toplantılarda görülür.

Herhangi bir konferans veya yüz yüze yapılan konuşmalarda konuşan kişi ile aynı fikirde olmayan kişi kollarını kavuşturur. Bu durum kişinin olumsuzluğunu gitgide artırır. Çünkü yapılan bu olumsuz tavır, kişinin olumsuz düşünmesini güçlendirir. Sözel olmayan iletişimde, yapılan hareketler sadece dinleyiciyi değil konuşmacıyı da rahatsız eder. Yani dinleyicinin yaptığı bir kol kavuşturma hareketi konuşmanda da olumsuz duygular uyandırır.

2-) Kol Kavrama Hareketi

Kolları sıkıca kavrayarak yapılan bu hareket kolay kırılamayacak bir durumu ifade eder. Pazuların sıkıca tutulmasıyla yapılan bu kavuşturma şekli; hastanelerin bekleme odalarında bekleyen kişilerde görülür. Önlenmeye çalışan olumsuz bir tavır olduğunu gösterir.

3-) Gizli Kol Kavuşturma Engeli

Gizlenen kol kavuşturma hareketleri sürekli olarak başkalarının önünde olan kişiler tarafından kullanılan bir harekettir. Bu gruba politikacılar, pazarlamacılar, televizyon sunucuları ve tedirgin olduklarını veya kendilerine güvenmediklerini izleyicilerinin anlamasını istemeyen benzer kişiler oluşturur.

Tüm kol kavuşturma hareketleri gibi bu durumda bir kol, diğer kolu tutmak üzere bedenin önünü kapatır ama kollan kavuşturmak yerine ellerden biri çanta, bilezik, saat, gömlek kolu veya diğer kolun üzerinde veya yakınında olan bir şeye dokunur.

Partiler gibi insanları strese sokan toplantılarda, insanların kendilerini rahatlatmak için ellerindeki içki kadehleriyle oynadıkları, bunu iki elleriyle tuttukları görülür. Ayrıca kadınlar ellerinde taşıdıkları çantalarını da bir savunma hareketi olarak kullanabilirler.

İKTİDAR OYUNLARI, KOLTUKLAR VE MASALAR

Büro, sahibinin kişiliğini yansıtan en mükemmel göstergedir. Kişinin masası da, odası da tamamıyla o kişiye aittir. O kişinin kendi odasından ve masasından bizim istifade edebilmemiz o kişinin bize verdiği izin oranında olacaktır. Günümüzde büro dizaynları, toplantı masaları, oturulan yer ve bölgeler iş yaşamında ufak tefek savaşların yaşandığı, kişisel etkinlik derecenizi belirleyen, liderliğinizi pekiştirecek, görüşmelerden başarılı çıkmanızı sağlayacak şekilde kullanılmaktadır.

Uzmanlara göre, araç ve mekan kullanımı yoluyla statünün belirlenmesinde, insanların statüleri yükseldikçe masalarının ve odalarının da büyüdüğü ifade ediliyor. Masanın boyutlarının büyüklüğü, o masayı kullanan sahibinin güç düzeyini gösterdiği gibi, o kişiye ne kadar yaklaşabileceğinizi de dolaylı olarak belirtmektedir. Büyük adamlara fazla yaklaşılmaz, çünkü büyük adamların unsurları gibi kişisel mekanları da büyüktür.

KOLTUKLAR

Koltuğun büyüklüğü ve şekli, koltuğun yerden yüksekliği ve koltuğun diğer kişiye göre yeri; koltukla yapılan statü ve iktidar oyunlarıdır.

Koltuk büyüklüğü ve şekli; koltuğun arkalığı ne kadar ne kadar yüksek olursa oturan kişinin statüsü de o kadar yüksek olur. Üst düzey yöneticiler yüksek arkalıklı bir deri koltukta oturur, misafir koltuğu ise aşağıda ve arkalığı açıktır.

Döner koltuklar, tekerlekli koltuklar, geriye yaslanan ve kollukları olan koltuklar kişiye hareket serbestliği sağladığından, böyle koltuklara oturan kişiler diğerlerine göre daha statülü gözükürler. Yaygın olarak uygulanılan bir taktik de kül tablasını misafirin yetişemeyeceği bir yere koyarak sigarasının külünü silkelerken rahatsız olmasını sağlamaktır.

MASALAR

Masanın biçimi toplantı veya görüşmedeki statüyü, olumluluk derecesini ve katılım oranını belirler. Statüyü güçlendirmek için kullanılan önemli bir araçtır. Uzmanlara göre insanların statüleri yükseldikçe masalarının da büyüdüğü ifade edilir. Masaları üçe ayırabiliriz; Kare masa, Dikdörtgen masa, Yuvarlak masa

a-) Kare Masalar

Eşit statüye sahip kişiler arasında bir rekabet veya savunma ilişkisi yaratan kare masalar kısa, sonuca yönelik toplantıların yapıldığı masalardır.

İletişimi azaltan ve dikdörtgen masalara göre, otorite oyunlarının az oynandığı resmi masalardır.

b-) Dikdörtgen Masalar

Otorite oyunlarının en çok oynandığı masalardır. Kişiler oturduğu yere göre daha fazla önem kazanır veya kaybeder. Bu masalarda iletişim azlığı vardır.

Dikdörtgen masalarda, liderler genelde masanın baş tarafına otururlar ve arkalarını kesinlikle pencere veya kapıya dönmezler.

c-) Yuvarlak Masalar

Rahat, teklifsiz bir ortam yaratan, katılımın fazla olduğu yuvarlak masalar eşit statüdeki kişiler arasında ki görüşmeler için idealdir.

İletişim ve işbirliğinin arttığı yuvarlak masalar; rahat bir ortam yaratmak ve karşıdaki kişiyi ikna etmek için kullanılır. Herkesin katılımı istenen toplantılar yuvarlak masalarda yapılmalıdır.

Genel olarak masalar kişiler arasında iletişimi azaltan bir engeldir. Bu yüzden profesyonel pazarlamacılar müşteriyle görüşmelerinde arada masa olmamasına dikkat ederler.

Ayrıca insanlar, bir masada karşılıklı oturduklarında bilinç altı olarak masayı iki eşit bölgeye ayırırlar. Her biri masanın yarısını kendi bölgesi olarak belirler ve ötekinin kendi bölgesine tecavüzünü reddeder.

Bir restoranda rekabet pozisyonunda oturan iki kişi bölge sınırlarını tuz, biber, şekerlik ve peçetelerle belirler.

BEDEN DİLİNDE RENKLER

Eğer her şeyi siyah beyaz görseydik dünya çok sıkıcı bir yer olurdu. Doğanın güzelliğinin büyük bölümünü bulutlarla kaplı mavi gökyüzü, alev rengi bir günbatımı, otların ve yaprakların yeşili, kuşların ve çiçeklerin rengarenk görünümü oluşturur.

Eski zamanlardan beri insanlarda büyük hayranlık ve şaşkınlık uyandıran bir doğa olayı olan gökkuşağının nedeni havadaki yağmur damlacıklarının beyaz renkli güneş ışığını renklere ayırmasıdır. Burada su damlacıklarının; içinden geçen değişik dalga boylarındaki ışığı değişik miktarlarda kırması ile beyaz ışık değişik renklere ayrılır.

Însanın renkleri algılamasının şekli ise; beynin göze giren ışık ışınlarının dalga boylarının kendine özgü bir şekilde yorumlamasıdır. Bu yüzden her renk, insan için değişik anlamlar ifade eder. Son moda kıyafetlerin iş ortamında giyilmemesi, kıyafet seçiminde bölgesel farklılıkların göz ardı edilmemesi kadar kullanılan renkler de önemlidir. Şimdi buradan çıkarak renklerin insan üzerindeki etkilerini ve bunların iş hayatında nasıl kullanıldığına bakmakta fayda vardır.

a-) Kahverengi

Yapılan araştırmalarda görülmüş ki; kahverengi insanlarda geçiciliği uyandırmaktadır. Duvarları kahverengi boyalı mekanlarda bulunan insanlar, duvar renginin ifade ettiği geçicilik duygusundan dolayı orada fazla durmak istemezler.

Gördüğünüz bütün Mc Donalds’lara bakarsanız hepsinde duvar resimlerinin, masa ve sandalyelerin hep kahverengi olduğunu farkedersiniz. Fast-food’larda her yerde kahverengi kullanılması İnsanlara oranın bir fast-food olduğunu ve yemeklerini çabuk yiyip gitmelerini hatırlatmaktadır. Fast-food’larda iştahı kapatıcı özeliği olan maviyi göremezsiniz.

Renklerin insanların üzerindeki küçümsenemeyecek etkisini fark eden batılı şirketler bunu iş yaşamında, logo seçiminden, ürünün insan beyninde yaratacağı imaja kadar sıklıkla kullanmaktadırlar. Mc Donalds, Burger King gibi fast-food’lann duvarlarının boyasında kahverengiyi tercih etmelerinin sebebi bu etkinin farkedilmesidir.

Kahverengi diğer yandan karşıdaki kişiyi rahatlatan bir renktir. Bu yüzden kahverengi gazetecilere önerilen bir renktir. Karşıdaki kişiyi resmiyetten uzaklaştıran, daha rahat bir şekilde konuşmasını sağlayan özelliğe sahiptir.

Yapılan sorgularda polisin kahverengi elbise giymesi sanığın rahatlamasını ve açılmasını sağlar. Kahverengi resmi bir renk olmadığı için iş görüşmelerinde ve önemli toplantılarda tavsiye edilmez.

b-) Sarı

Sarı renk insanlarda geçiciliği anımsatır. Kişilerin dikkatini çeker ama geçicidir. Bu yüzden hemen hemen bütün dünyada taksiler sarıdır. Sarı renk insanların taksiyi fark etmelerini ve bindikleri zaman geçici olarak bindiklerinin farkında olmalarını hatırlatır. Takside olduğu gibi birçok araba kiralama firmaları da logolarında sarı renk kullanırlar.

c-) Beyaz

İstikrarı, devamlılığı, temizliği simgeleyen beyaz rengi; üzerinde fazla şaibe, şüphe olan bir politikacı kıyafetlerine ağırlıklı bir şekilde yansıtmalıdır ki, beyaz kıyafet o kişinin temiz olduğunu simgelesin.

Açıklığın, doğruluğun ve aydınlığın rengi olan beyaz ayrıca iş ortamında kasvetli kıyafetlerin yardımcısıdır.

d-) Gri

Diplomatik ve ağır bir renk olan gri; yavaşlığı, hareketsizliği ve ciddiyeti temsil eder.

Devlette her yer genelde griye boyanır. Gri rengin, puslu bir hava gibi yaratıcılığı öldürdüğü iddia edilir. Gri renk bir tarafsızlık ifadesidir.

e-) Yeşil

Yeşil renk güven veren, stresi azaltan ve yaratıcılığı artıran bir renktir. Güven verici özelliğinden dolayı bankaların logolarında en çok gördüğümüz renklerden biridir.

Yaratıcılığı artırdığı için, büyük lokantalarda mutfak duvarlarının yeşile boyandığı ve böylece ahçıların yaratıcılığının artırılmak istendiği görülür.

Stresi azaltması ve insanları sakinleştirdiğinden dolayı hastanelerin duvarlarında kullanılan bir renktir. Tabiatı en çok hatırlatan rahatlatıcı doğal bir renktir.

f-) Siyah

Potansiyeli, gücü, hırsı temsil eden bir renktir. Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır. Işığı yok eder. Konsantrasyonu en çok getiren renktir.

Siyah renk bizde ve batılı ülkelerde matemi simgelerken, Japonlarda mutluluğu simgeler. Siyah renk iş ortamının vazgeçilmez bir rengidir.

g-) Mor

Nevrotik duyguları açığa çıkartan, insanları bilinç altında korkutan ve insandaki intihar duygusunu kuvvetlendiren bir renktir.

h-) Pembe

Çoğu büyük marketlerde; insanların parayı öderken kendilerini rahat hissetmeleri için kasiyerlere pembe kıyafet giydirilir.

İnsanları rahatlatma özelliğine sahip olan pembe renk elbise giyenlere, insanların aldıkları hizmet karşılığı ödeme yaparken kendilerini daha rahat hissettikleri tespit edilmiştir.

i-) Turuncu

Çabuk dikkat çekici özelliğe sahip turuncu rengi bir marka üzerinde ise o ürünün herkes için olduğunu belirtir. Turuncu rengin hakim olduğu bir yere insanlar daha rahat girerler.

k-) Kırmızı

İştah açıcı bir özelliğe sahip olan kırmızı rengi bu özeliğinden dolayı, dünyadaki bütün gıda firmaları logolarında kullanırlar. Coca cola, Pizza hut , Ülker, Burger king gibi gıda firmalarına bakarsanız logolarında hep kırmızıyı görürsünüz.

Tansiyonu yükseltip kan akışını hızlandırmasından dolayı gençliğe hitap eden ürünler de logolarında kırmızı rengi kullanırlar. Kırmızı rengin bu özeliğinden dolayı bütün basın kuruluşları logolarında kırmızı rengi kullanırlar.

Kırmızı ateşi, heyecanı, enerjiyi, cinselliği çağrıştırır. Bu yüzden spor arabalarda en çok tercih edilen renk kırmızıdır. Kırmızı mekanlarda zaman kavramı unutulur. Barlarda, gece kulüplerinde arkadaki fonda kırmızı kullanılır ve böylece insanların orada saatlerce kalması sağlanır.

l-) Mavi

Uyumluluğu, dinamizmi, büyüklüğü ve sakinliği ifade eder. Sakinleştirici bîr renk olduğundan dolayı, batıda intihar olaylarını azaltmak için köprü parmaklıklarını maviye boyarlar.

Amerika’da bir ilkokulun duvarlarının rengi değiştirilerek maviye çevrilmiş. Böylece o okulda çocukların yaramazlıklarının azaldığı ve notlarının yükseldiği gözlenmiş.

Mavinin önemli özelliklerinden birisi çok uzaklardan farkedilmesidir. Bu yüzden batıda gökdelenlerin ve yüksek noktaların üzerindeki uçaklar için konulan uyarı ışıkları ülkemizdeki gibi kırmızı değil mavidir. Mavi çok uzaklardan farkedildiği halde, kırmızı uzaktan daha zor fark edilebilmektedir. Yapılan bir araştırmada, polis arabalarının üzerindeki ışıklardan mavinin daha önce dikkat çektiği ve konsantrasyonu dağıttığı anlaşılmıştır.

Mavi büyüklüğü, otoriteyi, sonsuzluğu çağrıştırdığı için dünyadaki büyük firmaların çoğu logolarında mavi rengi kullanırlar. Böylece insanlara büyük bir kuruluş oldukları imajını uyandırırlar.

Araba firmaları logolarında genelde iki rengi kullanırlar. Heyecanı, enerjiyi belirtmek için kırmızıyı; büyüklüğü belirtmek için maviyi kullanırlar.

Mavi, insanların daha az yemesini sağlayan bir renktir. Bu yüzden fast-foodlarda mavi renge rastlayamazsınız. Diyet ürünler mavi yazı ve logo kullanarak insanlara diyet ürün olduğunu hatırlatırlar.

Süt ve süt ürünleri, su firmaları şişmanlatıcı olmadıklarını, sağlıklı olduklarını anlatmak için mavi ve yeşili kullanırlar. Dikkati dağıtan özelliğinden dolayı sorgu odasının duvarlarının açık mavi olması sanıkların daha rahat konuşmasını sağlar.

Gerçekten renkler insanları bu kadar etkiliyor mu? Peki renklerin etkisini fark eden insanlar ve şirketler bunları insanların üzerinde ne kadar kullanıyorlar? Bir markete gittiğiniz vakit kırmızı, mavi ve yeşil renklerin herhangi ürünler üzerinde ağırlıklı olarak kullanıldığını görebilirsiniz.

Bankaların logolarının genelde; büyüklüğü çağrıştıran mavi ve güven veren yeşil renklerden oluştuğunu görürsünüz. Niye bütün taksiler sarıdır? Niye bütün fast-foodlarda sarı ve kahverengi renk kullanılır. Çünkü ikisi de geçici bir yer özelliğine sahiptir.

Bar gibi yerlerde kırmızı ışık kullanarak insanların orada daha çok kalarak, para harcamaları sağlanır.